YERLİ MALI BELGESİ

Hizmet Tanımı


Tamamen Türkiye’de üretilen veya elde edilen ürünler ile üretim sürecin önemli bir aşaması ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçiliği ve eylemi Türkiye’de yapılan ürünler yerli malı olarak kabul edilir.

4734 Sayılı Kamu İhale Kanununun 63. maddesinde; " Yaklaşık maliyeti eşik değerlerin altında kalan ihalelere sadece yerli isteklilerin katılması, yaklaşık maliyeti eşik değerlerin üzerindeki ihalelerden; mal alımlarında Sanayi ve Ticaret bakanlığı ile diğer ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak, Kurum tarafından yerli malı olarak belirlenen malları teklif eden yerli istekliler lehine, % 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanması hususlarında idarelerce ihale dökümanına hükümler konulabileceğinden yerli istekliler lehine avantajı uygulanacak mal alım ihalelerinde ihale konusu mal yerli malı olarak değerlendirilecektir
Yerli malı kullanımının ekonomi-politik önemi
Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul Milli Sanayi Birliği’nin yerli mallar sergisinde şunu demişti: "Türk yurdu, Türk iktisadı, Türk eliyle, Türk tarihiyle yükselir. Türkler, Türk malı alınız, Türk malı kullanınız; Türk parası Türk toprağında kalsın!"

Ekonomi-politik alanda korumacılık ile serbest ticaret ikileminde yer alan bir tartışma olan yerli malı kullanımı konusunda emperyalist ülkelerin kendileri korumacılık yaparken çevre ülkelere serbest ticareti salık vermektedirler. Ulus-devletçi bir perspektiften bakanlara göre, ‘ulusal pazar yerli şirketlerin hakkıdır. Yabancı şirketler ulusal şirketlerin doğal hakkı olan iç piyasaya girmek ve pazarın bir bölümünü ele geçirmekle yerli şirketlerin hakkına el koymuş olmaktadır. Emperyalist dış güçlerin sömürgeci emellerine hizmet eden çokuluslu şirketlere pazarı açmak, sömürüye davetiye çıkarmak ve ekonomiyi iyi niyetlerinden kuşku duyulması gereken dış güçlerin etkisine açık, zayıf ve kırılgan hâle getirmek demektir. Bu nedenle, ulusal pazarı yerli şirketlere tahsis etmek, tüketicileri yerli malı kullanmaya teşvik etmek, gerekirse gümrük duvarlarını yükselterek ekonomiyi yabancıların rekabetinden korumak gerekir.’

Kemalist kadro ülkede kendine yeterli bir ekonomiyi amaçlayarak yabancı mallar yerine, kendi ürettiklerimizle yetinmenin gereğini halka anlatmak istiyorlardı. 12 Aralık 1929 günü zamanın başbakanı İsmet İnönü Millet Meclisin de yaptığı bir konuşmada yerli malının kullanımının öneminden ve tutumlu olmaktan bahsetti. Okullarımız 1946 yılından itibaren 12 Aralık’la başlayan haftayı Yerli Malı Haftası olarak kutlamaya başladılar. 1983 yılında bu haftanın adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası oldu.
Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul Milli Sanayi Birliği’nin yerli mallar sergisinde şunu demişti: "Türk yurdu, Türk iktisadı, Türk eliyle, Türk tarihiyle yükselir. Türkler, Türk malı alınız, Türk malı kullanınız; Türk parası Türk toprağında kalsın!"

YERLİ MALININ BENİMSENMESİ YALNIZCA ÜLKEMİZDE Mİ VAR? HAYIR!

Örneğin Amerika’da her yıl, çok ciddi şekilde ‘Buy American / Amerikan satın al’ kampanyaları düzenlenmektedir. Bu kampanyalarla Amerikan halkına, kaliteli ürünün sadece ve sadece Amerikan sanayisince üretildiği propagandası yapılıyor. ‘Buy American’ kampanyaları, ABD’de federal yasa ile güvence altına alınmıştır. Ağiçinde (internette) ‘buy american’ yazmayı bir dener misiniz? Sözgelimi, William J. Lynott (Amerikan Malı Al Örgütü Başkanı) ne diyor bakın: ‘Diğer ülkelerden aldığımız kaliteli mallar ile bizim diğer ülkelere sattığımız kaliteli mallar arasındaki değer, bizim trendimizi belirler: kendi mallarımızın, kendi ülkemizdeki satışını arttırmak; nihayet bunları, kaliteli dünya ürünleri haline getirip, dışarıya satmak; ulusal ekonomimizin sağlıklı işlemesi için temel şarttır. Bu şartı yerine getirmezsek, dışsatım (ihracat) gelirimizden vazgeçmemiz gerekir ki, bu da milyonlarca yurttaşın işlerini elinden almak, asker-sivil bütün yatırımları baltalamak, yani ülkemizin çöküşünü hazırlamak demektir....ayrıca tarih gösteriyor ki, bir ülkenin dünyadaki ekonomik yerini belirleyen, o ülkenin üretim gücüdür. XVIII yy’da İngiltere, bu sayede İspanya’nın; XIX yy.’da da Amerika, İngiltere’nin yerine geçmiş, diğer ülkeleri de kontrol edebilen, dünyanın en büyük ekonomik gücü haline gelmiştir... iki yüz yıldır ulusal piyasamız farklı kültür, uygarlık ve düşüncedeki ülkelerin mallarına açıktır. Tarih bize açıkça gösteriyor ki, bunun hiçbir dönemde faydası olmamıştır. Hatta birçok yabancı firma, bizim bu nezaketimizden yararlanarak, iç piyasamızın belli bölümlerini ele geçirmeye başlamıştır. Bu yanlışlıklar sürüyor, bu yüzden de elektrik, otomobil ve makine aksamı gibi birçok kritik üretim sahasında, imkânlarımızı yabancı devletlere kaptırdık... birçok yurttaşımız, kendi mallarımızın kalitesini beğenmemektedir. Bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir. Aksine, en iyi fiyatla satılan, gayet kaliteli mallar üretiyoruz; ayrıca kendi mallarımızı alırsak, bu sayede okul, köprü, polis ve itfaiye; ayrıca sosyal güvenlik ve halk için, yeni iş imkânları sağlamış oluruz..’
Almanya’dan birkaç ilginç not daha; Otomotivde dünya markası olmuş bir Alman otomobil üreticisi, çalışanlarının rahatça okuyabileceği büyüklükteki şu yazıyı fabrika duvarına yazdırmıştı; ‘JAPON ARABA ALMAYI DÜŞÜNEN, GİTSİN KENDİNE JAPONYA’DA İŞ ARASIN.’

YERLİ MALI İLE İLGİLİ KUTLAMALAR

Hafta nedeniyle bazı sivil toplum örgütleri ile sendikalar, yerli malı kullanın çağrısı yaptı. Ankara’da düzenlenen "Yerli malı kampanyası" tanıtım toplantısına, Kamu-Sen, Ankara Ticaret Odası, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türk-İş, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nden temsilciler katıldı. Toplantıda, toplumun yabancı markalara yönelmesi nedeniyle, yerli üretimin darbe aldığı ve ülke ekonomisinin kayba uğradığı vurgulandı. Toplantıda sadece cep telefonu için dile getirilen rakamlar bile hayli çarpıcı. Türkiye’de cep telefonuna harcanan miktar 20 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Kullanılan 36 milyon cep telefonunun tümü ithal. Eğer Türkiye’de üretilseydi, yan sanayi ile birlikte 50 bin kişiye istihdam sağlanabilecekti. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız da ‘Bu konuda hem toplumumuza, hem vatandaşlarımıza hem de devletimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Aksi halde ülkemizde çalışacak bir iş kalmayacaktır.’ şeklinde konuştu.

Raks markasını eski sahibi Aslan Önel’den devralan İnter Mobil, Mart 2006’dan itibaren atılıma geçip 220, 330 ve 440 ve nihayet 550 modelleri ile Türk tüketicisiyle buluşturdu. Dünya devlerinin mücadele ettiği cep telefonu pazarına girme cesaretini gösteren İnter Mobil Başkanı Abdürrahim Karslı, kaynakların dışarıya akmasını istemiyor. Karslı, sıkı rekabetin yaşandığı bu pazarda yılların markası Raks’la ‘Biz de varız’ diyor ve şunları ekliyor: Bizim 4 çeşidimiz varsa, Nokia’nın, Motorola’nın 20–30 çeşit ürünü var. Yeni olduğumuz için el altından engelleme var. GSM ürünleri satanlara deniyor ki, "Raks satarsan bizim ürünlerden sana vermeyeceğim". Dolayısıyla bunu Türk insanı satmak istese bile, rafa koymaya cesaret edemiyor. Biz bazı yerlere gidiyoruz, "Raks var mı" diyoruz. Israr ettiğiniz zaman masanın altından çıkarıp veriyor. Bir engelleme var’.

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, dışalım ürünler yerine barkodu ’869’ ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve dışalım ürün tüketimi nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti ve şöyle konuştu: ’Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869’dur. İthal ürünlere verdiğimiz her kuruş, ekonomimizi çıkmaz sokağa götürüyor, yerli sanayinin bacası tütmez oluyor. Gençlerimize istihdam yaratılamıyor.’ Ancak Aygün’ün belirttiği 869 nolu barkodun Türk mallarına ait olduğu hususu, tüketiciyi yanıltabilir. Çünkü 869 ile başlayan barkod, sadece Türk ürünlerine verilen bir barkod değildir. Çin’den, ABD’den ya da bir başka ülkeden barkodlu ya da barkodsuz, ambalajlı ya da ambalajsız olarak ülkemize ithal edilen ürünlere 869 ile başlayan barkod numarası verilebilmektedir. Bu durumda aslında dışalım olan ürün, Türk malı haline dönüştürülebilmektedir. Bu nedenle, ‘yerli malı satın alıyorum’ düşüncesiyle, 869 barkod numarasını esas alan tüketici belki de, ithal bir ürünü satın alabilecektir.

Başka bir kutlama Tercüman Gazetesi’nin İSO ile ortaklaşa yürüttüğü ’Yerli Malı Kampanyası’ oldu. Bu kampanyaya Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) de destek verdi. TEB Başkanı Mehmet Domaç, Türkiye’nin yıllık 5,5 milyar dolarlık ilaç ithalatı yaptığını söyledi. Türkiye’de tüketilen ilaçların yüzde 38’inin yurt dışından geldiğini belirten Domaç, dışalım ilaçların satış payının ise yüzde 55 olduğunu aktardı. Türkiye’nin, ilaç sektöründe her geçen gün biraz daha dışa bağımlı hale geldiğinin altını çizen Domaç, ’Türkiye ilaç ihtiyacının yüzde 90’ını üretebilecek potansiyele ve teknolojiye sahip bir ülke’ diye konuştu.

YERLİ MALI NASIL TANIMLANMALI?

Bir malın yerli malı olarak değerlendirilebilmesi için çeşitli yaklaşımlar olabilir. Bu olası yaklaşımlardan biri yasal düzenlemelerin konuyu nasıl ele aldığıdır. Örneğin, TOBB’a bağlı ilgili Oda tarafından “Yerli Malı Belgesi” ile belgelendirilmesi konusunu ele alalım: Tamamen Türkiye’de üretilen veya elde edilen ürünler ile üretim sürecinin önemli bir aşamasının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemi Türkiye’de yapılan ürünler YERLİ MALI olarak kabul edilir. Türkiye’de toplanan bitkisel ürünler, Türkiye’de doğan ve yetiştirilen canlı hayvanlar ve bunlardan elde edilen ürünler, Türkiye’de yetiştirilen ve avlanan su ürünleri yerli malı kabul edilir. Bunların dışındaki ham tarım ve hayvancılık ürünleri, tümüyle Türkiye’de üretilmesi veya üretim sürecinin önemli bir aşamasının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması şartıyla yerli malı kabul edilir. Esnaf ve sanatkârlarca üretilen ürünler, Türkiye’de çıkarılan madenler ve madencilik ürünleri ile yukarıda belirtilen ürünler dışında kalan ve bu kategorilerin hiçbirine girmeyen diğer ürünler; tümüyle Türkiye’de üretilmesi veya üretim sürecinin önemli bir aşamasının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması şartıyla yerli malı kabul edilir. Bu ürünlere ilişkin “Yerli Malı Belgesi”, üretildiği yerin Sanayi Odası veya Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenir. Gerektiğinde uzman incelemesi yapılabilmektedir. Belgeye veriliş tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir yıl süre verilir. İstemin özelliği dikkate alınarak her ürün için ayrı ayrı belge verilebileceği gibi, birden fazla ürün için de verilebilir. Uyuşmazlık durumunda TOBB bünyesinde; ilgili taraflarla birlikte uyuşmazlığa neden olan konu değerlendirilir ve sonuçlandırılır.

Bu yasal düzenlemede bizce tartışmalı çok yan vardır. İşte sorular: Üretici şirket (Unilever gibi) %100 yabancı sermayeli ise nasıl olacak? Üretilen ürünün (ilaç gibi) patenti yabancılara ait ise nasıl olacak? Kritik ve esas katma değeri dışalımla sağlanan ürün (arabada motor gibi) ise nasıl olacak? Ürün (popüler batı kültür endüstrisi ürünleri gibi) halkı kültür emperyalizmine maruz bırakıyorsa ve özkültürüne yabancılaştırıyorsa nasıl olacak? Ürün kimi yabancı yan ürünlerin kullanımını (araba ve petrol gibi) sıklaştırıyor ve arttırıyorsa nasıl olacak? Bu soruları uzatmak olası…

YERLİ MALI İLE İLGİLİ TOPLUMSAL TARTIŞMALAR

Atatürk’ün bir numaralı üye olduğu ‘Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ daha sonra adı değiştirildi ve ‘Ulusal Ekonomi Derneği’ olarak yaşıyor. 1950 ile başlayan cumhuriyetin temel ilkelerinden sapma döneminde, küçük Amerika projesinde önce adı değiştirilerek Ekonomi Kurumu yapıldı. Sonra Sanayi Bakanlığı’nın köhne bir koridorundaki odaya hapsedildi. Öyle kuruluş gerekçesindeki gibi açıklama ve çalışmalar yapmasın diye de içi çok sayıda liboş (liberal de diyebiliriz) akademisyenle dolduruldu ki, sakınca oluşturmasın!

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun örütbağında yerli malı ile ilgili bir bölüm var ve bu bölümün amacı yabancı mallarını özellikle de Amerikan mallarını protesto etmek için ülkemizde satılan çeşitli malları belirlemek ve bunlara karşı yerli malları belirlemek olarak belirlenmiş. Ayrıca daha önce önerilmiş yabancı mala karşılık yeni bir yerli mal daha ekleyebiliyor veya daha önce eklenmişlere oy verebiliyorsunuz.

SONSÖZ

Yazımızı USİAD’ın kurucusu olan ve artık aramızda olmayan Kemal Özden’in sözleriyle toparlayalım: Yerli malı ve tutum haftası konusunda; bilinçli bir unutturma, yok sayma, hatta daha da önemlisi, içeriğinin tahrip edilmesi programı yürütülüyor. Öyle bir hava veriliyor ki; sanırsınız böyle bir hafta ancak 1930’ları yaşamak, nostalji yapmak isteyenlerin fantezisi !... Oysaki gerçek bunun tam da tersi! Geçmişi anmaktan çok öte, gelecek kaygısı. İç ve dış borç toplamı gayrı safi milli hâsılanın çok üstüne çıktığı, istihdamın yerle bir olduğu bir ülkede ulusal sanayi ürünlerinin tercih edilmesi gerekmez mi? Yerli malların kalite sorunu da süreç içinde çözülebilecek sorunlardan biri. Yerli malı kullanmak bir gönüllülük sorunu; zorlama olmaz. Ama biz yabancı mal kullandıkça, ülkede üretim düşüyor, bu da kaçınılmaz olarak fabrikaların kapanmasına, işsizliğin artmasına sebep oluyor. Yabancı marka hayranlığına son vermezsek, sonunda, işsizliğin patladığı bir cehennemde yaşamak zorunda kalırız ki yerliyi de yabancıyı da alacak parayı kazanacak bir işimiz olmaz. Türkiye’de ulusal kültürümüz adeta cinnet boyutunda tahrip ediliyor, yok ediliyor. Yabancı marka hayranlığı, ithal ürün kullanma alışkanlığı, ekonomik teslimiyet, kendi kültürünü (aslında kültürsüzlüğünü) yaratıyor. ‘Kendisi olamayan, başkası olur’ sözü ülkenin çıplak gözle görünen gerçeği. Hele, Türkiye’de üretildiği halde yabancı isim ve markalara öykünerek, ne Türkçe, ne İngilizce abuklukları kullanmak, tam bir “bindiğin dalı kesmek” garabeti. Mağaza isimlerinden başlayarak, yabancı markalara öykünme ve reklam sloganlarındaki yabancılaşma tam bir kozmopolitizm yaratıyor ki, böylesi ancak ve ancak sömürgelerde görülebilecek bir soytarılık. Biz USİAD olarak; Türk sanayicisine, ürünlerinin üzerine Türk Malı ibaresini yeniden koymayı öneriyoruz. Tabii ki bu rumuzu koymanın getirdiği sorumlulukla... Kaliteli ve rekabet edebilir standartlarda ve rekabet edebilir fiyatlarda ürünler üreterek’.

Özden’in sözlerine kısa bir ekleme yapalım : eğer irademiz güçlü olursa olumlu örnekler mantar gibi çoğalır: Mavi Jeans, ASELSAN vd.….Bu amaçla Turquality projesi de iyi bir adımdır.
Ofislerimiz             Kütahya Merkez Ankara Şubesi   Eskişehir Şubesi   Bursa Şubesi   Afyon Şubesi   Tavşanlı Şubesi